| Sen Bir Gülsün |
Kitap torbası suya düşünceOsmanlıların son zamanlarında sadrazamın yazı işlerine bakimseye "Dîvan Efendisi" deniyordu. Aynı zatın daha önceki kadı ise, "Mektûbi-i Sadr-ı Âli" idi. Kısaca "Mektupçu" diye bilen bu zat, başında bulunduğu dairenin yazı işlerini yürütüyordu. Sadrazamların, nazırların, umum müdürlerin, vilayetleri ayrı ayrı mektupçuları vardı. Sadrazam mektupçusu, paşa hazretlerine ait yazıları bizzat azıyor, kalemde bulunan diğer kâtiplerin yazılarını da tashih diyordu. Meşrûtiyetten sonra nezaret (bakanlık) mektupçularının unvanı "Kalem-i Mahsûs"a, (Özel Kalem'e) dönüştü. Cumhuriyetin ilk yıllarında "Mektupçu" unvanıyla tanınan en önemli isim Osman Nuri Ergin'di. İstanbul Belediye Mektupuçusu Osman Nuri Ergin Bey, belediyecilikle, şehir tarihiyle ilgili çok değerli eserler kaleme aldı. Dünkü İstanbul hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyenlerin bu kitapları mutlaka okumaları gerekiyor. Beş ciltlik "Mecelle-i Umûr-ı Belediye", yine beş ciltlik Turk Maârif Tarihi", "Muallim Cevdet'in Hayatı Eserleri ve Kütüphanesi", "Abdülaziz Mecdi Tolun'un Hayatı ve Şahsiyeti" adındaki kitaplar, sahalarında yazılan eserlerin en önemlilerini şkil ediyor. Kısaca söylemek gerekirse, bir kimsenin mektupçu unvanını abilmesi için "kalem efendisi" olması; ilim, irfan sahibi bulunması gerekiyor. Bir zamanlar bu işlerden hiç anlamayan, okuması yazması kıt bir adam sırf torpilli olduğu için- Bağdat vilâyeti mektupçuluğuna atanır. Adamcağız "Ben bu işi yapamam!" derse de dinletemez. "Yanına alacağın şu kitapların yardımıyla bütün işlerini halledersin!" derler ve eline bir torba dolusu kitap verirler. O zat kitapları ve emri alıp yola koyulur. Fırat nehrine gelince, karşıya nasıl geçeceğim diye düşünmeye başlar. Halbuki o zamanlar nehir "kelek" adı verilen şişirilmiş tulumlarla geçiliyor. Bizim mektupçu tulumların üstünde Fırat'ı geçmeye çalışırken korkudan titremeye başlar, bir keleklik yapıp kitap torbasını suya düşürür. Arkasından da heyecanla bağırır: - Eyvah! Mektupçu suya düştü!.. Böylece "kitapsız" mektupçu Bağdat'a gitmekten vazgeçip İstanbul'a döner. Maziye Bir Bakıver Dursun GÜRLEK 11:37 - 10/11/2009 - Yorum {0}Etiketler : kitap, okul, istanbul, yayınevi, ilim adamı, saygı, kitap sevgisi Yorum Gönder0 yorum yazilmistir
|
Hakkımda Yazmayı öğrendim yeniden yürek yangınlarında, köz olup alev almayı öğrendim rüzgârınla. Şerbetim oldun susadıkça içtiğimi. Kevserimsin içmeye doyamadığım. Sen benim Kevser havuzumsun. Her yazgı bu Kevser şerbetinden içmeli. Öğrenmeyi bilmeyen yazamaz. Bir züleyha öğretisidir benim öğretim. Ben Yusuf’a talibim badiye… Yusuf ki züleyha’ya talip. Biz sadece gönül sarayına talibiz. Gönül sarayı bizim gül-i hamramızdır. Biz o gül-i hamranın tek gülüyüz. Visalimiz güledir. ANASAYFA PROFİLİM ARŞİV Rss Bağlantılar hayalkalpler sevgipenceresi ercangumus yurekiklimi dusunceiklimleri Kategoriler Son Yazılar - Yüreğimin yağmur çiçeği... - Kanserli annenin kızına vasiyeti - İstanbul bendir, ben İstanbul... - Yılan tılsımı - Kalemim kederli… Etiket Bulutu yağmur çiçeği mektup posta can ve canan kanser anne kız çocuğu istanbul yazıları istanbul boğaz şirazlı sad yılan kötülük iyilik kalem özlem hasret canan sevemk zincir vurmak ayrılık özlemek ateşböceği kelebek aşk şiirleri özle ve hasret sen telefon demel idris yağlı telefon mavi boncuk sevgi hasret ve özlem dört mevsim • Blogcu Yardım • sevgi penceresi • cennetkokusu • Yeni ırmak blogcu • dilekkuyusu • askinadilenciyim • nuruhilal • Özge ŞAT • sürgünce ✿ |